Biri birini izleyen depremler bir yandan ürkü ve korku salarken , diğer yandan da ders verici olmayı sürdürüyor. 1999 Marmara depreminde 20 bini aşkın insanımızı yitirmiştik. Her ne kadar, bu deprem kimilerince depremin olduğu bölgede yer alan donanma komutanlığındaki günahkârlara karşı ilahi güçlerce yaptırım olarak yorumlandıysa da, gerçek elbette ki farklıydı. Yerbilimciler başta olmak üzere ülkemiz bilim insanları sözlerini dinletememişlerdi seçilmişlerimize her nedense! Geçtiğimiz ay Haiti’de yaşanan deprem ise tam bir trajediye eşdeğerdi. On milyon nüfuslu ülke bu depremde insanlarının % 2.3’ünü yitirerek “depreme hazırlıksızlık” bir yana “deprembilmezlik” dersi vermişti tüm dünyaya deyim yerindeyse. Geçtiğimiz günlerde Şili’de yaşanan ise 8.8 büyüklüğüyle yüzyılın depremleri arasındaki yerini çoktan aldı bile. Ölü sayısı artmakla birlikte en kötü olasılıkla binlere varacaktır. Böylesine büyük bir deprem için her şeye karşın düşük bir sayı olacağı kesindir. Haiti ve Şili karşılaştırıldığında birkaç gerçek de ortaya çıkmış olacaktır. Şili 1960 yılındaki 9.5 büyüklüğündeki depremi de içeren sayısız deprem yaşamış ve bu anlamda deneyimlidir. Dolayısı ile de hazırlıklı, yapı standardizasyonuna gitmiş organize bir ülkedir. Devlet Başkanı Bachelet yaptığı ilk açıklamalarda deprem sonrası dış yardım gereksinimleri olmadığını bildirerek bir bakıma bu hazırlıklılığı doğrulamıştır. Diğer yandan Haiti deprem deneyimlisi değildir. Örneğin, şu anda Haiti yurttaşı olan hiç kimse önemli bir deprem yaşamış değildir. En son yaşanan yıkıcı deprem birkaç yüzyıl geride kalmıştır. Bir başka önemli ölçüt de “insani gelişmişlik göstergesi”dir. Türkiye, Haiti ve Şili bu ölçüt uyarınca karşılaştırıldığında üç ülkedeki şiddetli depremlerde yaşanan can yitimleri arasındaki farklar da daha iyi anlaşılabilecektir. Türkiye, Şili ve Haiti’nin “insani gelişmişlik gösterge”lerinin dünya sıralamasındaki yerleri sırasıyla 84.lük, 40.lık ve 146.lıktır. Örneğin, ekonomik büyüklük bakımından yaklaşıldığında Türkiye dünyadaki 16. büyük ekonomisi ile diğer iki ülkeyi uzak ara geride bırakmaktadır. Oysa, salt ekonomik büyüklük dengeli bir gelir dağılımını, gönenç yaygınlığını ve toplamda insani gelişmişliği yansıtmaya yetmiyor. Olası İstanbul (Marmara) depremine ilişkin oluşturulan senaryoları tek sözcükle tanımlamak gerekirse; “korkunç” ve “ürkütücü” sözcükleri hafif kalacaktır. Bu üçlü karşılaştırmadan yola çıkılarak denilebilir ki; deprem gibi doğal afetlerin yaratabileceği yıkımı ve yitimi önceden kestirmek olasıdır. Ülkelerin kabaca büyüklük ve ekonomik etkinlikleri değil ama “insani gelişmişlik gösterge”leri olası afetlerde yaşayabilecekleri yitimleri de yansıtabilen bir ölçüttür. Hem toplumsal belleği hem de sosyoekonomik durumu yerlere yakın olan Haiti’nin böylesi bir felaketten ucuz kurtulması tümüyle şansa kalmışken; Şili gibi hem doğal afet belleği olan, hem de bu belleği akılcı bir şekilde değerlendirerek gereğini yapan bir ülkenin yüzyılın depremlerinden birini bile olabildiğince az yitimle atlatması olağan sayılmalıdır. Ülkemize gelince, şanslıyız ki; Türkiye Haiti gibi değildir. Şili gibi olabilir, olmalıdır! Her türlü olanak ve koşul Türkiye’nin depremler gibi başka bir çok konuda daha iyi bir konuma erişmesi için yeterlidir. Yapılacak tek şey : “Akıl ve bilimin öncelenmesidir!” Üstelik, Türkiye “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir!” diyebilmiş bir öndere de sahip olma şansı yakalamış bir ülkedir. Yeter ki; toplumsal belleğini devinime geçirsin!
|
![]() Pedagog Psk. Dan. Sevil Yavuz Gümüş Prof.Dr. Mehmet Ömür |